19. Yüzyılın “Yapay Zeka” Krizi

1839 yılında Parisli bir ressamın yaşadığı varoluşsal kriz, aslında bugünkü AI (Yapay Zeka) tartışmalarının birebir aynısıydı.

Zaman makinemizi 1839 yılına ayarlayalım. Instagram yok. TikTok filtreleri yok. Hatta çoğu insanın evinde doğru düzgün bir ayna bile yok. Fakat o dönemde yaşıyorsanız ve torunlarınızın yüzünüzü hatırlamasını istiyorsanız (ki bu da üstüne düşünülecek ayrı bir konu) tek bir seçeneğiniz vardı: bir ressam kiralamak.

Bu, tarihin en “karlı” iş modellerinden biriydi.

Pazar tamamen onların elindeydi. Müşteriyi karşılarına oturtuyorlar, saatlerce süren “render”! işleminden sonra, ortaya lüks ve tekil bir ürün çıkarıyorlardı.

Bu sistem yüzyıllardır tıkır tıkır işliyordu. “Hizmet Olarak Çizim” sektörü, krallardan tüccarlara kadar herkesi kendine bağlamıştı. Yani rakipleri yoktu ve teknoloji sabitti.

Ta ki o güne kadar.

Tarih: 19 Ağustos 1839. Yer: Paris.

Sahneye Louis Daguerre adında bir mucit çıktı. Elinde, gümüş kaplı bir bakır levha ve ahşap bir kutu vardı. Kalabalığa, fırça kullanmadan, boya karıştırmadan, insan eli değmeden “gerçekliği” kopyaladığını gösterdi.

Salondaki şok dalgasını hayal edin. İşte 0 an, tarihin ilk “Teknoloji Demosu” yaşandı ve aslında bu olay Steve Jobs’un iPhone’u tanıtmasına benzer bir olaydı.

O gün kalabalığın arasında, dönemin en ünlü ve en çok kazanan ressamlarından biri olan Paul Delaroche de vardı. Delaroche, o gümüş levhadaki kusursuz detaylara baktı. Ve bir insan elinin saatlerce uğraşarak yapabileceği gölgelerin, bir makine tarafından dakikalar içinde oluşturulduğunu gördü.

Ve ağzından şu meşhur cümle çıktı:

“Bugünden itibaren resim sanatı öldü!”.

Peki, neden bu kadar dramatikti?

Çünkü o güne kadar birinin yüzünü ölümsüzleştirmek için tek bir yol vardı: Bir ressam yapmak! Bu da sadece kraliyet ailesi ve “yüzde 1″lik kesim için mümkündü. Ayrıca bir portre yaptırmak aylar sürer ve servete mal olurdu.

Sonra bir kutu çıktı ve saniyeler içinde gerçeğin tıpatıp aynısını verdi. Bu, ressamlar için sadece estetik bir kriz değildi; bu, iş modellerinin çöküşüydü.

Kim Kazandı, Kim Kaybetti?

Fotoğrafın gelişiyle piyasa ikiye bölündü:

  • Kaybedenler: “Gerçeği taklit etmek” dışında bir yeteneği olmayan orta karar ressamlar. Charles Baudelaire bu gruba “yeteneksiz ve tembel ressamların sığınağı” diyerek ateş püskürüyordu .
  • Kazananlar: Zeki olanlar fırçayı bırakıp kamerayı tuttu. Fotoğraf stüdyoları açtılar. Bazıları ise “fotoğrafın yapamadığı şeyi” yapmaya karar verdi.

Wait for it…

İşte Empresyonizm böyle doğdu. Ressamlar, “Madem makine gerçeği benden daha iyi çekiyor, ben de gerçeği değil, ışığı ve duyguyu boyarım” dediler.

“Razor and Blade”

Fotoğrafın asıl “patlaması” teknolojik değil, ekonomikti.

1840’larda bir Dagerotip çektirmek yaklaşık 30 dolardı (ortalama bir işçinin 3 aylık maaşı). Yani hala lükstü.

Sonra sahneye George Eastman (Kodak’ın kurucusu) çıktı. Eastman’ın dahice stratejisi şuydu:

  • Donanımı ucuzlat: 1900 yılında Kodak Brownie kamerasını sadece 1 dolara sattı .
  • Ekosistemi kilitle: “Düğmeye siz basın, gerisini biz halledelim.” Kamera satıyordu ama asıl parayı film rulolarından ve banyo hizmetinden kazanıyordu.

Sonuç? Fotoğrafçılık demokratikleşti. Artık sadece kralların değil, çocukların bile aile albümü vardı .

“Bu Sanat mı, Yoksa Sadece Mekanik mi?”

Ressamlar boş durmadı, fotoğrafın “sanat” olmadığını kanıtlamak için lobicilik yaptılar.

1862’de meşhur Mayer & Pierson davası gündemdeydi. Fransız mahkemesi fotoğrafın bir “sanat eseri” olduğuna ve telif haklarıyla korunması gerektiğine karar verdi. Aynı zamanda bu karar, fotoğrafçılara yasal bir meşruiyet (ve para) kazandırdı.

* Alman Şansölyesi Bismarck öldüğünde, iki fotoğrafçı gizlice odasına girip cesedini fotoğraflamıştı. Aslında bu olay, bugün hala tartıştığımız “kişisel görüntü hakkı” yasalarının çıkmasına neden oldu.

Tarih Tekerrürden İbaret

Bugün sanatçılar Midjourney veya ChatGPT’ye karşı ne hissediyorsa, 1850’lerin ressamları da fotoğraf makinesine karşı aynısını hissediyordu .

  • O gün: “Makine el emeğini öldürüyor.”
  • Bugün: “Prompt yazmak sanat değildir.”

Gerçek şu ki: Fotoğraf makinesi resmi öldürmedi, onu özgürleştirdi. AI da muhtemelen yaratıcılığı öldürmeyecek; sadece “sıradan olanı” otomatize edip, insanı daha derin ve kavramsal işler yapmaya itecek.

Fotoğraf, portre maliyetini aylar süren bir süreçten saniyelere ve birkaç sente indirdi. Ressamlar “gerçekçilikten” kaçıp “duyguya” (Empresyonizm) sığındı.

Kodak, cihazı bedavaya yakın verip sarf malzemesinden (film) servet kazanan ilk devlerden biri oldu .

Elbette bugünden yapay zekanın hayatımızda ne izler bırakacağını kimse bilemezi. Ama fotoğraf makinasının insan hayatını değiştirmesine benzer bir senaryo yaşatacağı ise aşikar.

GitBaşa Dön